14. DEMOKRAT YANIT
20/6/2009 · Kategori: Ali Ziya Camur
Türkiye İşçi Sınıfının en büyük şahlanışını yaşadığı, dost güldürdüğü, düşman korkuttuğu 15-16 Haziran direnişlerini 39. yıldönümünde anıyor; bu büyük şahlanışın içinde selleşen emekçileri, işçi önderlerini saygıyla selamlıyoruz.
Bu büyük direnişin kaynağında, devrin iktidarının, 1963 yılında yürürlüğe giren 274 ve 275 sayılı sendika ve toplu sözleşmelere ilişkin yasaların değiştirilmesine yönelik hareketi oldu. DİSK tasarıların kabul edilmemesi için birçok girişimde bulunmuştur. Ancak bunların hiçbiri sonuç vermemiştir. Bu durumu karşı en büyük tepki işçilerden gelmiş ve iki günle başlayıp Sıkıyönetim altında devam edecek bir direnişler dizisi başlamıştır.
Birinci Gün/15 Haziran
Gösteri ve yürüyüşler İstanbul, Ankara, Kocaeli ve İzmir’de başladı ve olaylara çeşitli işyerlerinden yaklaşık 70 bin işçi katıldı. İstanbul’da işçiler önce işyerlerinde toplandılar, daha sonra da ellerinde “İşçiyiz, güçlüyüz”, “Anti-demokratik sendikalar istemiyoruz”, “Yaşasın işçi sınıfı”, “Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok”, “Anayasaya aykırı kanun çıkaranlar işçi düşmanıdır”, “Anayasa ve sendika özgürlüğünü alanlara derslerini vereceğiz”, “Kanunlar meclisten geri alınıncaya kadar direneceğiz” gibi sloganlar, yazılı afiş ve pankartlarla Ankara Asfaltı, Eyüp- Cendere, Çekmece-Topkapı ve Levent-Boğaz güzergâhlarında dört koldan yürümeye başladılar. Bu arada Kocaeli’nde de işçiler doğudan ve batıdan olmak üzere iki kol halinde yürüyüşe geçtiler. Doğu kolunda yürüyen işçiler, Köseköy yöresinde DİSK’e bağlı Lastik-İş sendikası üyesi işçilerin çoğunlukta olduğu Pirelli ve Goodyear fabrikalarındaki işçilerin de yürüyüşe katılmaları için tezahürat yaptılar, ancak Lastik-İş sendikasının Kocaeli bölgesindeki yöneticilerinin engellemeleri üzerine, bu fabrikadan yürüyüşe katılan işçi olmadı. İstanbul ve Kocaeli’nde yürüyüşler devam ederken Ankara ve İzmir’de olaylar oturma eylemi ve işyeri işgalleri biçiminde devam etti. Örneğin Ankara’da DİSK’e bağlı Basın-İş üyesi olan işçiler Ulusal Basımevi ile Ulus Gazetesi’ni iki buçuk saat boyunca işgal ettiler.
Direnişi yönetmek üzere kurulan “Anayasal Direniş Komiteleri” gün içinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Grup başkanları, Güvenlik Kurulu, Çalışma Bakanı ve Tabii Senatörlere 10 binden fazla protesto telgrafı çektiler. Çekilen protesto telgrafı şöyle yazılmıştı: “27 Mayıs Anayasası’nın temel esprisi olan direnme hakkımızı tasarılar meclislerden geri alınıncaya kadar kullanmaya kararlıyız. Sizi uyarmayı ulusal bir ödev sayarız.”
Günün devamında İstanbul’da, Silahtarağa ve Alibeyköy semtlerinde yürüyen beş bin işçi arasından dört işçi, polis tarafından tutuklanınca, işçiler Eyüp Karakolu’nu kuşatarak, tutuklanan işçilerin serbest bırakılmasını sağladılar. Bununla birlikte, ilk günün en büyük olayı Ankara Asfaltı’nda meydana geldi. Kartal kavşağında işçilerin karşısına bir tabur asker ve üç tank çıktı ve işçiler asker barikatını aşıp Başbakan Süleyman Demirel’in kardeşi Hacı Ali Demirel’in Soğanlı’da bulunan fabrikası Haymak Döküm’ü tahrip ettiler. Ancak birkaç küçük olay dışında polis yürüyüşe müdahale etmemiş ve yaralanmalar, tahripler vb. olaylar yaşanmamıştır. 15 Haziran 1970 günü yapılan gösterilere katılan işçilerin işyerleri, çoğunluğu DİSK’e bağlı sendikalara üye olan işçilerin çalıştığı yerlerdi. EAS, Mutlu, Koruma-Tarım İlaçları, Chrysler, Cibali Tekel Kutu fabrikalarında Türk-İş’e bağlı sendikalar etkin olsa da, buralarda çalışan işçiler de işlerini bırakıp direnişe katıldılar.
İkinci Gün/ 16 Haziran
16 Haziran’da da işçiler yine aynı güzergâhlardan sabah saat 08.00’de yürümeye başladılar. Ankara’da DİSK’e bağlı sendikalara üye işçiler ve öğrencilerden oluşan bir grup, sanayi çarşısında yürüyüşe geçmiş ancak polis yürüyüşe engel olmak isteyerek işçilerden bir kısmını gözaltına aldı.İstanbul’da yürüyüşe geçen işçiler ise Taksim Meydanı’nda toplanmayı amaçlıyorlardı. Ancak polis ve asker birlikleri birçok koldan yürüyen işçilerin yollarını kesmeye çalıştılar.
Şehremini’nden Cağaloğlu’na gelen bir grup işçi vilayete gitmek isterken Babıâli Caddesi ile Divanyolu Caddesi’nin kesiştiği yerde Zırhlı Birlikler’in tanklarla kurduğu barikatla karşılaştılar. İşçilerin bir kısmı barikatı aşarken, işçilerin yürüyüşünü durdurmak için İstanbul ve Beyoğlu’nu birbirine bağlayan Galata ve Unkapanı köprüleri açılarak karadan ulaşım kesintiye uğratıldı. İstanbul yakasından Beyoğlu’na geçmeye çalışan işçilerin bir kısmı sandal ve motorlarla ulaşımlarını sağlamışlardı. Geriye kalanlar da Galata köprüsünden Unkapanı köprüsüne yürümüşler ancak bu köprünün de kapatılması üzerine geri dönmek zorunda kalmışlardır.
16 Haziran, 15 Haziran’a göre çok daha olaylı geçti.. Levent ve Mecidiyeköy yöresindeki yürüyüşler İstinye’deki Kavel Kablo fabrikası işçilerince başlatılmıştır. İstinye’den gelen işçiler Levent mahallinde bulunan işyerlerinde çalışan işçilerle birlikte “Sendikamız anamız, feda olsun canımız”, “Demirel istifa” vb. pankartlarla Zincirlikuyu’daki Tekfen fabrikasına doğru yürüyüşe geçtiler. Tekfen’e vardıklarında fabrikanın önünde barikat kuran polisler yürüyüş kolunun ön saflarında yer alan kadın işçileri coplamaya başlayınca işçilerle polisler arasında çatışma başladı. Çatışmanın sonucunda işçiler barikatı aşarak yürüyüşe devam ettiler. Eyüp ve Edirnekapı’daki işçilerle Kâğıthane civarında çalışan işçilerin yürüyüşü de Silahtar ve Şişli istikametindeki yolların tamamen trafiğe kapanmasına neden olmuştur.
Anadolu yakasında devam eden yürüyüşler ise kanlı geçmiştir. Ankara asfaltı üzerindeki işyerlerinde çalışan işçiler Üsküdar ve Kartal’a doğru yürüyüşe geçtiler. Üsküdar’a gitmeye çalışan işçiler Ankara Yolu’nun başında polis barikatı ile karşılaşıp yürüyüşe devam etmekte direnince çatışma başladı ve bu çatışmada polis silah kullandı. Kadıköy’deki Yoğurtçu Parkı’nda ve iskelede, polisin silah kullandığı çatışmalardan sonra, yürüyüşçüler bazı polis arabalarını ve sivillere ait çok sayıda araba ile AP binalarını tahrip ettiler ve GP ve Tercüman gazetesinin tabelalarını indirip yerlerde sürüklediler.
Gebze’de özellikle AEG, Çivi, Tırpan fabrikalarında çalışan işçiler ile Timas, Demir Çekme, Arçelik işyerlerinde çalışanların çoğunluğu oluşturduğu 10 bini aşkın kişi Ankara Asfaltı üzerinde yürürken, İzmit’te işçiler Maden-İş Sendikası Bölge temsilciliği önünde toplanıp Pirelli’ye doğru yürümeye başladılar. Daha önce de belirtildiği gibi, 15 Haziran’da Lastik-İş sendikasının bölge yöneticileri engellediği için yürüyüşe katılmayan Pirelli’de çalışan işçiler, 16 Haziran’da yürüyüş kolu fabrikanın önüne gelince, işlerini bırakıp yürüyüşe katılmışlardır. Pirelli fabrikasında çalışan işçilerin de katılımıyla İzmit’teki yürüyüşçüler Goodyear lastik fabrikasına doğru ilerlerken yolda ardı ardına kurulmuş iki komando barikatıyla karşılaştılar ama barikatı yararak Goodyear fabrikasına ulaştıktan sonra burada çalışan işçilerin de yürüyüşe katılmalarını sağlarlar. 16 Haziran’da İzmit’teki yürüyüşler Goodyear fabrikasından şehir merkezine doğru yürüyen işçilerin, İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu’nun emriyle Kocaeli’ne sokulmamaları için kurulan üç barikatı da aşıp Atatürk Anıtı ve Kolordu Komutanlığı önünde yaptıkları konuşmalar ve tezahüratlardan sonra, ertesi günkü eylemler için Maden-İş sendikası önünde buluşmak üzere ayrılmalarıyla son buldu.
16 Haziran’daki eylemlere 168 işyerinden 150 binden fazla işçi katıldı.. Bu eylemlere 15 Haziran’ın aksine, çoğunlukla Türk-İş’e bağlı işyerlerindeki işçiler katıldılar. Ancak eylem geniş olduğu kadar olaylı da geçmiştir. Eylemlerde polisle işçilerin çatışmaları sonucunda 5 kişi ölmüş, 85’i ağır olmak üzere 200’e yakın kişi de yaralandı.. Yukarıda belirtildiği gibi 16 Haziran gününün sonunda işçiler eylemleri ertesi gün devam ettirmek üzere anlaşmışlardı. Ancak tam bu sıralarda, hükümet tarafından, İstanbul ve Kocaeli’nde sıkıyönetim ilan edilmesi kararlaştırıldı.
Öte yandan DİSK yöneticileri, iktidarın öfke ve sert tedbirlerini yumuşatma çabasıyla açıklama üstüne açıklama yapmaya başladılar. Sıkıyönetim kararının onaylanması ile birlikte DİSK ve DİSK’e bağlı sendikaların yanı sıra Dev-Genç’in faaliyet gösterdiği öğrenci dernekleri, TÖS, İşçi Birlikleri ve bu kuruluşların yöneticileri ile devrimci olarak tanınan kişilerin evlerine de baskınlar düzenlenerek aramalar ve gözaltıların sayısı giderek arttırıldı. Arama faaliyetleriyle birlikte İstanbul ve Kocaeli’nde bulunan tüm büyük fabrikaların çevresi askeri birlikler tarafından sarıldı. Buna rağmen İstanbul ve Kocaeli’nde işçiler işi yavaşlatma ya da hiç çalışmama biçiminde direnişe devam ettiler. İşverenlerin Sıkıyönetim Komutanlığı’na durumu şikâyet etmeleri ve sıkıyönetimin bu konudaki baskılarına karşın özellikle Türk Demir Döküm, Sungurlar, Derby, Elektrometal, Rabak, Auer, Çelik Endüstrisi, Otosan, Arçelik ve Vita gibi büyük fabrikalardaki işçiler eylemleri sürdürdüler. Askeri birlikler de işverenlerin 7 ve 10 no.lu sıkıyönetim bildirilerine dayanan talepleri üzerine işyerinin içine kadar girmişler ve işçilerin çalışmasını zorla sağlamaya çalışmışlardır.11 İşverenler bu durum karşısında da direnişle karşılaşınca daha sonra değinileceği gibi, sayıları binleri aşan işten çıkarmalara başvurmuşlardır.
İstanbul ve Kocaeli’nde devam eden direnişlerin yanında diğer şehirlerde de direnişler başlamıştır. Örneğin 18 Haziran 1970’te İzmir’de DİSK’e bağlı sendikalara üye 13 işyerinde iş yapmama biçiminde bir direniş başlatıldı ve bu direnişi yürüten “Direniş Komitesi” üyeleri Cumhurbaşkanına çektikleri telgrafta sendikal haklarının kısıtlanmaması, arkadaşlarının öldürülmemesi ve tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılması için direndiklerini belirttiler.
Sonuç
Bu iki günün ardından ilan edilen sıkıyönetim de her ne kadar hareketin şiddetini hafifletse de tepkisel olarak olayların devamını getirmiştir.
15–16 Haziran’ın örgütlenmesi ve yürütülmesinde DİSK’in payı olduğu doğrudur, ancak harekete bağımsız sendikalardan ve büyük bir çoğunlukla da Türk-İş’e bağlı sendikalardan işçilerin katılması, hareketin tek bir örgütün değil, işçilerin kendi iradelerinin ürünü olduğunu ortaya koymaktadır. İşçi sınıfı bu iki gün boyunca sendikalar haklarının ellerinden alınmasına karşı çıkmış ve bu konudaki politik iradesini ortaya koymuştur. Hareketin politik olması özellikle iktidar partisi ve partinin basındaki savunucuları tarafından “kanlı ihtilal provası” olarak tanımlanmasına neden olmuştur. Tepkilerin düşündürdüklerinin tam tersine, olaylarda burjuvazinin üzerinde iktidar kurma amacı yoktur. Ancak çeşitli saptırmalarla, 1960 sonrasında sosyal muhalefetin siyasallaşması sonucunda yükselen hareketlerin önünü kesmek amacıyla, sadece hakların geri alınması amacını güden bir gösteriye askerin müdahale etmesi sağlanmış, gayet sakin ilerleyen olayların ardından güvenlik güçlerinin olaylara müdahalesiyle, olaylar şiddet içeren bir hal almıştır. Olayların seyri incelendiğinde işçilerin güvenlik güçleri müdahale etmeden önce sadece yürüdükleri görülür. Müdahale işçileri kışkırtmış ve bunun üzerine çatışmalar başlamıştır.
15–16 Haziran 1970 işçi hareketleri Türkiye tarihinde bir ilktir ve bu zamana kadar aşılamamıştır. Hareket iki günle sınırlı kalmamış, sıkıyönetimin ilanına rağmen 12 Mart 1971’e dek sürecek bir hareketin başlangıcı olmuştur. İşçilerin anayasaya dayanarak direnişi ve yine anayasanın yol açtığı siyasal hareketlilikle birlikte oluşan atmosfer, 12 Mart 1971’deki askeri muhtırayla dağılmış, sonrasında anayasadaki hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasıyla, işçilerin dayandığı “anayasal özgürlük” kavramının önüne bir set çekilmiştir.(KAYNAK: http://www.egitimsen.org.tr)
KESK, 8 ÜYESİNİN TUTUKLANMASINI TÜM TÜRKİYE’DE PROTESTO ETTİ

Mayıs’ın 28’indeki KESK baskınlarından sonra serbest bırakılan üyelerden 8'inin savcının itirazı üzerine gözaltına alınıp tutuklanmasının ardından KESK üyeleri; 17 Haziran’da İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere Türkiye’nin her tarafında eylemler yaptı. İzmir’de karara itiraz eden savcı hakkında suç duyurusunda bulunuldu. KESK üzerindeki baskıların yanında 20 Haziran’da Ankara’da “Ya Toplu İş Sözlesmesi ya da grev” diyeceğini de duyurdu.
KESK’li emekçiler ve muhalefet güçleri Ankara’da da tutuklamaları protesto etti. KESK yaptığı eylemlerle baskı ve tutuklama terörüne karşı sokakta tepkisini gösterdi.
İlk eylem Adalet Bakanlığı önünde saat 14.00’da yapıldı. Burada yapılan eylemde, KESK yöneticisi Songül Morsümbül , Eğitim-Sen yöneticisi Gülçin İsbert ve üyelerinin tutuklanmasının hukuksuz olduğu belirtildi ve tutuklu sendikacıların derhal serbest bırakılması istendi. KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek yaptığı açıklamada, KESK’e yönelik operasyonların anti demokratik olduğunu ve sendikalarının bu tutuma karşı her türlü direniş hakkını kullanacağını söyledi. Şimşek, buradan operasyonu yürüten tüm kurumlar ve savcı hakkında suç duyurusunda bulunduklarını ifade etti.
Tutuklamaları protesto eden KESK’in ikinci eylemi Mithatpaşa postanesi önündeydi. KESK’liler saat 18.00’da Mithatpaşa Postanesi’nden Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na protesto faksı gönderdiler. Faks eyleminde tutuklu sendikacıların serbest bırakılmasını talep eden emekçiler, buradan sloganlarla Yüksel Caddesi’ne bir yürüyüş gerçekleştirdi. “KESK’e dokunan eller kırılır”, “Sokakta kurduk sokakta savunacağız”, “Zafer direnen emekçilerin olacak”, “Zam, zulüm, işkence işte AKP”, “Tutuklamalar, gözaltılar, baskılar bizi yıldıramaz”, “İşte sendika işte KESK”, “Tutuklular serbest bırakılsın”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Barış diyen KESK’e dokunma” sloganlarının atıldığı yürüyüş sonunda Yüksel Caddesi’nde bir açıklama yapıldı.
Açıklamayı yapan KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek, AKP’nin toplumun demokratik kurum ve kuruluşlarına, kişilerine yönelik topyekun bir saldırı ve baskı dalgasını içeren bir konsepti hayata geçirdiğini, bununla ekonomik ve siyasi kriz ortamında demokratik muhalefeti ortadan kaldırmayı hedeflediğini ifade etti. Toplu sözleşme dönemine denk gelen bu saldırıların tesadüf olmadığına vurgu yapan Şimşek, AKP iktidarının KESK’e saldırarak tüm emekçilere yönelik bir saldırı başlatmayı, hak arayan herkese gözdağı vermeyi ve yıldırmayı hedeflediğini belirtti.
Emirali Şimşek açıklamanın sonunda, KESK’in haklı ve meşru çizgisinden taviz vermeyeceğini, asla geri adım atmayacağını ve tüm saldırılara karşı talepleri için 20 Haziran’da Ankara’da olacağını söyledi. (SENDİKA)
DİRENEN MADEN İŞÇİLERİ KAZANDI

İşyerlerine taşeron firmanın girmesini istemeyen maden işçileri, 'patlatma işi ihalesinin uygulanmasının durdurulması' kararı üzerine 17 Haziran’da 17 günlük direnişine son verdi
Milas İlçesi'nde, Türkiye Maden- İş Sendikası Yatağan ve Havalisi Şubesi'ne üye maden işçilerince, işyerinde taşeronlaştırmalara karşı 1 Haziran'da başlatılan direniş, ‘patlatma işi ihalesinin uygulanmasının durdurulması’ kararıyla sona erdirildi. Sendika Şube Başkanı ve Türk- İş Muğla İl Temsilcisi Süleyman Girgin, “Sizler gibi bilinçli, dirençli işçilerin sendika şube başkanı olduğum için onur duyuyorum. Direne direne kazandık” dedi. Girgin'in konuşmasının ardından direniş çadırını söken işçiler, eylemlerini sona erdirdi. Patlama işi de kadrolu işçiler tarafından yapılmaya başlandı.
Türkiye Kömür İşletmeleri- Yeniköy Linyitleri İşletmeleri (TKİ-YLİ) işçileri, asli işlerden biri olan ‘patlatma işinin’ taşerona verilmesine karşı çıkarak 1 Haziran'da eyleme başladı. 17 gündür tesislere girmek isteyen taşeron firma işçilerine izin vermeyen maden işçileri, bu direnişi kazandı. İşçilere, işletme yönetimince ‘patlatma ihalesinin uygulamasının durdurulduğu’ bilgisi verildi. Kararı alkışlarla karşılayan işçiler, ‘Gemileri yaktık, geri dönüş yok’ ve ‘Yaşasın onurlu direnişimiz’ sloganları attı. (RADİKAL)
ÖZ-ORMAN İŞ SENDİKASI İŞÇİLERİ RESMEN YOLUYOR
Evet yanlış duymadınız, Cefakar Orman İşçileri maalesef böyle bir ilki de yaşamak zorunda bırakılıyorlar.
Hak-İş'e bağlı Öz-Orman İş sendikası, ilgili tarihler (2008-2009 yılları) ile ilgili Toplu İş Sözleşmesi imzalamadığı halde üyelerinden bu dönemler için, "BAĞIŞ" adı altında zorla para almaya çalışıyor ve bunu yaparken de ilgili Kurum Amirlerini de "şayet bu paraları işçilerin almış oldukları farklardan kesip bizim hesabımıza yatırmazsanız sizin de başınız belaya girer ve ileride bu paraları en yüksek faizden sizden alırız" diyerek resmen tehdit ortamında sendikacılık yapmaya çalışıyorlar.
Öz-Orman İş Sendikası, henüz ilgili Orman Genel Müdürlüğü ile 2008 - 2009 yıllarını kapsayan 2. Toplu İş Sözleşmesini imzalamadı. Toplu iş sözleşmesi imzalamadığı yılları kapsayan dönemler için işçilerden kanuni olarak aidat alamamakta. Bu aidatları illa da işçilerden almayı kafasına koyan Öz-Orman İş Sendikası, kanunsuz bir yola başvurarak, ilgili yıllara ait aidatları işçilerden "BAĞIŞ" adı altında toplamaya çalışmakta ve bu BAĞIŞ' ları da ilgili kurumlar vasıtasıyla almaya çalışmaktadır.
Öz-Orman İş Sendikası, söz konusu Orman Bölge Müdürlüklerinin amirlerini de, kendi internet sitelesinden yayınladığı sözde bildirge ile resmen tehdit ederek, söz konusu "BAĞIŞ" ları işçilerin farklarından, kesip bizim hesabımıza yatırmazsanız, sizden bu paraları en üst faizden almasını biliriz ve sizin başınızı da belaya sokarız diye yaptırım uygulamaya çalışmakta.İŞÇİLER.NET.
15-16 HAZİRAN İŞÇİ DİRENİŞİ 39. YIL DÖNÜMÜNDE ETKİNLİKLERLE KUTLANDI

TARİHİ YAPANLAR KONUŞSUN!...
Sorun yayın kolektifi, 13 Haziran’da Ankara’da, 14 Haziran’da etkinlik düzenledi. “TARİHİ YAPANLAR KONUŞSUN!” başlığı altında düzenlenen etkinliklere, 15-16 Haziran’ın Kocaeli ayağını örgütleyen işçi önderlerinden; sorun yayın kolektifi yöneticisi Sırrı Öztürk katıldı.
Sırrı Öztürk, 15 – 16 Haziranın oluşum, neden ve sonuçları üzerine, bazen anılara yer veren, bazen 15-16 Hazirandan çıkarılacak dersler üzerinde duran bir konuşma yaptı. Konuşmasında, bugün paramparça “sol cenah”a da dikkat çekerek, 15-16 Haziran işçi direnişlerinden alınacak dersle işçi sınıfı partisininj gerekliliği üzerinde durdu.
DİSK 15-16 HAZİRAN’IN YILDÖNÜMÜNDE EYLEMDEYDİ
15-16 Haziran’ın 39. yıldönümünde DİSK’e bağlı sendikalara üye işçiler Ankara’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde diğer illerde ise çalışma müdürlüklerinin önünde aynı saatte eylem yaptılar.
DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş, Genel-İş, Nakliyat-İş üyesi işçiler, grevdeki Sinter Metal, Asil Çelik, Asemat işçileri ve işten çıkarılan onlarca işçi otobüslerle geldikleri ODTÜ’den bakanlık önüne doğru yürüyüşe geçtiler.
Bakanlık önünde bir konuşma yapan DİSK Başkanı Süleyman Çelebi konuşmasına 39 yıl önce işçi sınıfının vermiş olduğu mücadeleyi hatırlatarak başladı. Konuşmasında “O gün yapılamayanlar 12 Eylül darbesiyle yapılabilir hale gelmiştir. Öyleyse 12 Eylül’ün kime hizmet ettiği bellidir” sözlerine yer veren Çelebi, krizi fırsata çevirmek denen şeyin siyasi iktidarın temel felsefesi olduğunu söyledi. Önümüzde zor bir sürecin olduğunnu ve kriz sürecinde işten çıkarmaların artarak sürdüğünü kaydeden Çelebi, “İşsizlik ve yoksulluk işçi sınıfını ve emekçi halkımızı tehdit ediyor. Bize düşen bunlara karşı mücadeleyi yükseltmektir, el ele omuz omuza Türkiye’nin aydınlık geleceğine yürüyeceğiz” diyerek DİSK üyelerini hazır olmaya çağırdı. SOL

Ergenekon davası tutuklu sanıklarından Ayhan Çelik savunmasında, telefon görüşmelerinde ki, “Vurma-kırma, öldürme” konuşmaları için “Mizacımız böyle” şeklinde açıklama yaparken, Orhan Pamuk'a yapılacak suikast planındaki görevine ilişkin konuşmalar ve dialoglar içinse:
"....Beş dakikası bir kontör. Zaman da boldu. Boş boş konuşulmuş sözler bunlar..." dedi.



